Gözlerimi açtığımda, sanki çok az uyuyup, uyanmışım gibi hissettim, fakat saat 6.00 idi. Çok yorgun olduğum günlerde zaten hep böyle olur. Uykumun tadını alamadan, tekrar yollara düşmek zorunda kalırım. Yatağın içinde ayağa kalkı
Yokuşu hızlıca inerek, 6.30 trenine yetişmek istedim. Okul servisini bekleyen küçük çocuğun yüzündeki ifade, önceki günlerin huzursuzluğuyla birleşip bugünün de anlamsız olduğunu söylemek istercesine hoşnutsuzdu. Ben de onun yaşlarındayken öyle hissederdim. Günlerin hep yağmurlu ve kasvetli olduğunu anımsıyorum o zamanlara dair. Çocuk benden daha geçerli sebeplerle yüzünü asmış olmalıydı, çünkü artık her şey eskisinden daha kötü denebilecek kadar gözler önünde.
Köşeyi dönü
Bakkalın önünden geçerken, saatime baktım, 6.26. bir dakikalık bir yol kalmamış olduğunu görünce, o sokaktan her gün geçsem de, anlamsızca sağa sola bakarak, küçük olaylarla ilgilenerek - ki pek de ilginç olduğu söylenemez, vakti eğlenceli hale getirmeye çalıştım. Boş boş bakınarak yürüdüm. Bir anda ayağımın nasıl kaydığını anlayamadım. Oysaki önceki düşüşlerimde de, kendime hep böyle şeylerin ufak dalgınlıklar ve çocuksu dikkatsizliklerden kaynaklandığını söyleyip dururdum.
Aslında hiç canım yanmamıştı ama bu ani hareketin verdiği adrenalin, etkisini göstermişti. Kalbim hızlıca atıyordu ve üzerimde bir endişe oluşmuştu. İki yaşlı teyze gelip nasıl olduğumu sordular. Hiçbir şeyim yoktu. Bana bakmayı sürdürerek yollarına devam ettiler. Bel kemiğim bile kırılmış olabilirdi. Ama hiçbir yerim acımıyordu. Okulun kapısındaki iki çocuk gülüştüler. Acaba oradan çok mu komik görünmüştü. Orta yaşlı bir adam gelip iyi misin oğlum diye sordu. İyiyim dedim. Mademki iyiydim neden hala orda durup, anlamsızca ellerimi paçalarıma vurup duruyordum, gitmeliydim artık oradan, bu sersemliği üzerimden atarak.
Saatime baktım, 6.28. hızlıca yürüdüm yokuştan aşağıya. Yerlere bakarken, biraz utandığımı düşündüm. Her ne kadar, çok doğal ve insani bir durum olsa da kendimi bu durumda görmek istemezdim. Bundan sonra daha dikkatli yürüyeceğim. O basamaktan da bir daha geçmeyeceğim. Bana gülen çocuklar yanımdan geçtiler. Ben olsam ben de gülerdim. Biraz sadistçe aslında ama komik gelir hep bana da. O yüzden utanıyorum belki de.
İstasyon, her zamanki gibi boştu. Saat 6.29. iki dakika içinde ne kadar da çok şey olmuştu. Ya da bana öyle geliyordu. Demek ki adrenalin her zaman çok olsa, hayat daha uzunlaşmış gibi olur, dedim kendi kendime gülümseyerek. Bir kadınla göz göze geldik. Herhalde gülümsememe anlam veremedi. Normalden daha uzun süre baktı. Bu kendi kendime gülme olayından da vazgeçiremedim kendimi.
Sevdiğim köşenin boş oluşu küçük bir şanstı o sabah. Başka birilerinin oturmasına zaman tanımadan hızlıca koltuğa doğru koştum. Aynı anda yanımdaki adam da oraya oturmak için hızlıca atıldı. Sanki başka boş koltuk yoktu. Ama ben daha yakın olduğum için kapmıştım o köşeyi. Adam da bu durumun gülünçlüğünden haberdarmış ama aslında rastlantısal gerçekleştiğine kendisini inandırarak kafasını çevirip, karşı taraftaki bir koltuğa oturmuştu. Bu da komik bir olaydı aslında. Biz insanlar ne kadar garip yaratıklarız.
Vagon da henüz boş ve sessiz iken uykumun kalan kısmına burada devam etmek, mükemmel olacaktı. Birkaç dakika ağaçlara ve raylara bakı
Gevşekçe olduğum yerde dönmeye başladım. Kolumu kenara doğru uzattım. Sert bir şeye çarptı. Bunun küçük kırmızı saatim olduğunu düşündüm. Bu ılık ve dingin yataktan çıkmak hiç de işime gelmezdi. Ama yine de saate bakmak için gözlerimi açtım. Kel kafalı bir adam bana bakıyor ve kafasını tutuyor, karşımda güzel olduğu düşünülebilecek, bana bakan bir kız, ayakta bana bakan bir sürü insan. Şaşkınım. Çok şaşkınım. Trendeydim. Nasıl oldu da burada olduğumu unuttum. Uyanırken çarptığım o sert şey adamın kafasıydı. Ben ikinci defa uyanıyor olsam da, bilincim bunu ilkiymiş gibi algılamış olmalıydı. Adam bana dönü
Gün içinde bu karmaşaya kendimi iyice kaptırmıştım. İçinden çıkılmayan bu durumu çözmeye çalışmak hiçbir işe yaramıyordu. Bu nasıl olabilir. İnsan nerde olduğunu nasıl unutur? Ya da kendimi nasıl evde zannederim? Uyanırken kollarıma sahip çıkmayı mı yoksa trende uyumamayı mı öğrenmeliyim? Bir daha trende uyumayacağım. Yere düşen bir saat kimseyi zor durumda bırakmaz.
Gün, normal bir şekilde akı
Saat tekrar çalmaya başladı.6.00.yatağın içinde ayağa kalktım. Yere atladım. Bunu dün sabah da yaptığımı hatırladım. Fakat yere inemedim. Havada asılı kaldım. Ama uyanmamış mıydım? Bütün bunlar nasıl oluyor. Kendimle dalga mı geçiyorum. Ben havadayken gelen bu çocuk çığlığı sesi de neyin nesi? Gözlerimi açtığımda, karşımdaki kadını, çocuğunu susturmaya çalışırkenki çaresizliğini gördüm, hemen yanıma dönü
Eve doğru ilerlerken, sabah düştüğüm yerden geçmemeye özen göstererek yokuşu çıktım. Hala kendimi yorgun hissediyordum. Eve gelip üstümü değiştirdim. yemek, kahve, sigara, televizyon. Saat [link] boyunca evde çalışacağım için biraz uyumak istedim. Yatağıma uzanı
Birkaç ilginç şekil, tanıdığım, tanımadığım insanların portreleri gelip geçiyor, fon karanlık. Uzun, anlamlı, anlamsız bir sürü kesit. Uykuda olduğumdan emin olmanın verdiği rahatlık. Saat çalmaya başlıyor aniden.6.00.
Bunu nasıl yaptığıma inanamıyorum. Tüm gece boyunca çalışmak zorundaydım. Oysaki sabaha kadar uyumuşum. Yine çaresizim. O kadar çok işim vardı ki oysa. Ne yaptım ben böyle? Yataktan, ayaklarımı yere basarak kalktım. Kendime kızışlarımın sonu gelmeyecek gibi görünüyor. Odanın içindeki ışıktan, günün aydınlanmadığı belli oluyordu. Odanın camına doğru yürüdüm. Sokakta top oynayan bir sürü çocuk. Yürüyen insanlar, uğultular ve sokağın gürültüsü. Sabahın altısında mı? Nasıl olur. Bu saatte sokaklar hep boş olur. Rüya gördüğümü sandım. Odamdaki aynaya baktım. Gerçek gibi görünüyorum. Sağ elimle sol elime dokundum. Gerçek bir el. Tekrar sokağa baktım. Çocuklar hala bağrışarak top oynuyorlar. Saate tekrar baktım.6.03. duvardaki saatin her şeyi çözeceği geldi aklıma o an. O da 6.03. Ellerimi başıma götürdüm. Deliriyor muyum? Neler oluyor böyle? Her şey kuşkularla karışmaya başladı. Hemen yüzümü yıkayı
Sokak hala kalabalık. Tatil günlerinden biri mi. Olamaz, çünkü dün salıydı. Özel bir gün ya da bir bayram? Bilemiyorum. İnsanları umursamadan istasyona doğru hızlıca yürüdüm. Mutsuz çocuğu görmedim. Düştüğüm yerden geçmedim. İstasyona girdim
İstasyon her zamankinden de boştu Hava hala karanlık. Oysaki bu saate kadar aydınlanmış olmalıydı. Belki de saatler ileri alınmıştı. Bir saat erken mi geldim? Birilerinden saati öğrendim.6.26. Her şey sıradan görünüyor ama bu hava neden aydınlanmıyor? Ben mi delirdim yoksa dünya mı? Zaten olmayan huzurum, yerini çaresizliğe bıraktı yine. İstasyon görevlisine gidip, hava neden aydınlanmıyor diye sordum. Bir deliyle dalga geçer gibi, yanındaki arkadaşıyla bana gülmeye başladılar. Hangi yıldayız dedi, yanındaki gülerek. Görevli daha da yüksek sesle gülmeye başladı bu söze. Sağ tarafa dönü
Uyumanın tek kurtuluşum olacağına, sanki uyanınca her şeyin düzelmiş olacağına inanarak, gözlerimi kapattım. Uyuyamıyordum. Gözümün önünde, uykunun habercisi hiçbir şekil canlanmamıştı. Kendimi zorla uyuttum. Gözlerimi açtığımda yolun sonuna doğru gelmiştim. Etrafımdaki koltuklar boştu. Yanımdaki koltuğun üzerinde duran gazeteyi alı
Etrafta yine bana bakan insanlar.14- 15 yaşlarında bir çocuğu çevirip, akşamda mıyız yoksa sabahta mı? Diye sordum. Çocuk ürkeklik ve şaşkınlıkla karışık, akşamdayız abi dedi. Doğru söyle diye bağırdım çocuğa. İyiden iyiye korkmuştu. Ben de korkuyordum. Ben deli olamam. Akşamdayız abı. Yemin ederim akşamdayız. Konuşurken sesi titriyordu. Yalan söylemesi imkânsızdı. Sağ ol deyip bir banka oturdum. Bu gerçeğin karşısında ben de titremeye başladım. Günlerden salıydı. İstasyondaki dev saate baktım.7.15. Salı akşamı. Benim burada ne işim var. Trene bindim. Genelde hiç oturmadığım bir koltuğa oturdum. Yol boyunca hiç uyumadım.
kemal









--
OFFICIAL WEB SITE: [link]
Previous Page12345...Next Page